Sit Down.
Let’s sit and have a rest. Shall we? Stretch your legs to the bits and give hatred looks to the blocks you won’t ever see again. Think positive, eh? An old AmAnSet record cherishing your ears, eyelids down and fingers air-drumming. Benches are cool. You can scratch your name on them. Or your imaginary lovers’. Stupid lyrics. Nietzscherian quotes. Made up slogans. Imagine being a drunkard and falling asleep just before the morning light. Leaves will protect you from the devils you create in your imagination. People are evil and so is their imagination. Benches are nice. They don’t breathe.

May 6th, 2010 at 5:43 pm
hava sicak, gunesli ama gunesten ve gurultuden o an icin kacasin var… uzakta bir park var ve icinde her zamanki gibi kimse yok. o parktaki en eskimis ve en golge banka gidilir. once oturup ayaklari uzatirsin parke tasli zemine. sonra sessizlik dinginlestirir seni. uzanmak istersin o banka ve uzanirsin sirt ustu. sehrin gobegindesindir belki, ama o an sadece birkac agac dali, yaprak, belki bir iki elektrik lambasi ve de en cok gokyuzunu gorursun. sehrin oldurucu temposunda aslinda o kadar huzurlu bakamadigin gokyuzunu… birkac dakikaligina da olsa keyfin yerindedir. etrafindaki o gurultu, kelime olarak yerini ambians’a birakmistir. bagrisan insanlarin, acilan kapanan kapilarin, calan kornalarin sesi var ile yok arasidir. sonra kalkarsin, parktan cikarsin. paket tasli yokusa dogru, yol alirsin. guzel bir kahve iyi gider. belki bir de sigara yaninda…
May 6th, 2010 at 8:18 pm
Senin bankin bogaz kenarlarinda bir yerlerdeymis cagrisimi yapti bana. Ustune bir de poyraz ekledim.
May 7th, 2010 at 5:52 pm
poyraz varsa dudaklar kurur. yanaklar kizarir. bankta oturmaya devam ediliyorsa tabii…
May 7th, 2010 at 5:55 pm
bank da boğazdan çok, böyle evlerin arasında kalmış, ataköydeki az katlı bölümdeki arka bahçelerde olabilirdi daha çok.
May 7th, 2010 at 8:04 pm
Poyraz guzeldir. Denizden gelen tum ruzgarlar da oyle. Bir gemide yada en dip katlarinda olmadigin surece tabi. Atakoyu cok iyi bilmem ama az katli binalar ve arka bahceler, kulaga guzel geldi. Ben israr ediyorum, bir deniz ruzgari vursun diye ama…
May 8th, 2010 at 3:01 am
tamam o zaman, poyraz da gelsin. biraz da denizin iyotlu kokusu… halen varsa gokyuzunde gunes, tepedeki yapraklar arasindan o da gelsin cok az. gozler hafifce kamasir ardindan. hem ufak bir mayisiklik gelir hem de garip bir enerji. uzakta oynayan cocuklarin parkin icine kacirdigi topa kosarcasina vuracakmissin gibi cocuksu bir enerji. bütün bunlar otuz saniye veya otuz dakika sürse de çok farketmez, zaman kavrami var mi zaten? sonra banka bakarsin belki, oradaki bir yazi veya bir iki cizik tanidik gelir. o zaman belli bir zamani yakalamis veya o zamana yakalanmis olabilirsin tabii…
May 9th, 2010 at 11:50 pm
Zaman kavrami olmasa keske. O ciziklerle dolu bankta otururken kulagina sandala carpan kurek sesinin geldigi an basli basina bir yasam olsa. Sirasi geldiginde sahneye atilip sonra alkislarla ugurlanan bir dolu omur. Hicbir sey cagristirmasa hicbir sey. Flashbackler anlamini yitirse ki hep ilk sefermis gibi heyecanlandirsa algilanan tum duyumlar. Iste o denizi, gunesi, agaci her seferinde ilk kez gordugunu zannedip hayran kalsan. Hic kalkmazdim o banktan.
May 10th, 2010 at 6:51 pm
biliyordur o deniz, o gunes, o agac; dokunabildiginde tekrar, baska bir sey olacak… ilk seferdeki gibi olamayacak hicbir zaman. dokunmaz bu yuzden. ama yakininda tutmaya devam eder. daha once hissetmemiscesine bir yakinlik-uzaklik yaratir. sahip olabilecekmis gibi yasar ama dokunmaz asla. ilk gunku heyecani ya da benzerini yakalar boylece, kim bilir? yeni bir heyecan halisunasyonudur bu biraz. farkinda degildir, ama aslinda kendisi banktaki cizikleri biraz daha derinlestiriyordur. o cizgiler orada ne kadar cok kalirsa, oraya daha cok gelebilecek, orada daha cok oturabilecektir. ve haliyle o carpisan kurek ve sandalin sesini duymaya devam edebilecektir. belki bambaska bir dunyada o bankin canini acitiyordur derinlestirdigi cizikler ile… umrunda olmali mi ki?
May 11th, 2010 at 11:25 pm
Umrunda olmamali aslinda. Yada bilemiyorum olmali belki de. Seni o banka goturen de aslinda baska dunyalari umursamak degil mi? Soyutlanmak haddinden fazla umursadigin ve icine sigdirdigin baska baska hayatlardan. Hissetmek umursamaktir. Senin agacin soguklugunu hisseden ellerin gibi. T-shirtunun acikta biraktigi dirseklerinin urpermesi gibi hissetmek. Ani ozel kilan her sey gibi. O cizgilerin derinligini algilayan parmaklarin gibi. Aciyi da, hazzi da miknatis gibi ceken umursamak ve umursadiklarindan cekinmek, bazen de korkmak seni o bol ruzgarli kiyiya sigindiran ve bundan haz duyuran. Iste o deniz, gunes ve agaca bir daha dokunamamak endisesi ve umuduyla degerlenir icine soludugun an.
May 11th, 2010 at 11:40 pm
daha baska bir sey demek istemiyorum dediklerinin ustune. gayet yetti. cok hosuma gitti. metaforlar, sag gosterip, sol vurmayan, arkadan gelip insanin omzuna yavasca dokunan, hatta o omzu bir sureligine tutmaya devam eden cumleler… hem shoegaze hem dreampop tadi aldim ve belirtmem gerekirse, bu cok guzel bir sey benim icin. simdi baska yazilarini bekliyim durakta.
May 13th, 2010 at 12:24 am
Shoegaze… O buyulu sisin, gurultulu ambiyansin huzuru icinde parmaklarin klavyeyle bulusmasinin dayanilmaz hafifligi bu olmali. Cocteau ikizlerinden Persephone dinlerken tam da ustune. Ben hangi durakta beklemeliyim senin yazilarini okumak icin, onu dusunmekteyim?
May 13th, 2010 at 3:56 pm
benim yazilar bu aralar herhangi bir duraktan gecmiyor. gecsin istiyorum aslinda ama, bakalim artik… bir sey cikaracak olursam buradan bildirebilirim sanirim?
May 14th, 2010 at 12:46 am
Ne guzel olur. Bakarsin bu sayfa eskir, diplere batar gider… Elimizde bu da var: merihyazici at gmail dot com
May 17th, 2010 at 2:06 am
dayanamadim ben. anlamsizca devam ediyorum…
bankta oturuyorsun. ellerin dizlerinin uzerinde. bir elin dizini diger eline kiyasla daha sikica tutuyor. gunes yuzune bu sefer tamamen vuruyor. sadece yuzune de degil, her yerine. icine isliyor. ama garip bir ruzgar da var. kollarinda, dirseklerinde “o” urpermeyi hissediyorsun. icine isleyen bir sicaklikla rolantide giden bir zitlik olusturuyor. bankin sirtini yasladigin yeri kirilmis, dik durmani engelliyor. butun o cizikleriyle, yazili yuzeyiyle bildigin, bulunmak istedigin bank hafif bir rahatsizlik veriyor. kalkabilirsin ama alismisin. gunesin etkisi de var bunda tabii. mayismisliktan daha baska bir sey… ama dirseklerindeki urperme daha gercek kiliyor her seyi. sonra, hava karariyor. gunes cekiliyor. urperme yerini usumeye birakiyor. bir yolunu bulsan, alip yaninda gotureceksin o banki. onu oradan alip goturmek serbest mi? koparip almak… sonrasinda ayni gunese ve ruzgara sahip olamayacagini bile bile…
May 18th, 2010 at 10:01 pm
Gunes ve sonra ruzgar ve sonra hafiften serpitili Mayis yagmuru… Oylesine tembellestirmis dusunmekten yorgun dusmus vucudunu. Yerinden kimildayamazsin. Sirti kirik banktan kalkmak aksamin o saatinde; uzerinde ‘lutfen koparmayiniz’ yazan laleri koparmayi istemek gibi. Kiyamazsin zaten onlara da. Iliman iklime hapsolmus Sibirya Kurtlarini gordugunde en havali tasmalariyla; hissettigin icsel gozyaslari gibi. Ciziklere yagmur dolacak oradan kalktiginda. Yikayip suruklercesine uzerinde buyuttugun binbir hayali Marmara’ya savuracak. Icin titrercesine usumek orada, o anda… Oyle tatli gelir ki. Yagmurla buyumemis miydin sen zaten? Tutunursun ahsabin islakliginda koyulasmis harflerine. Biraz daha beklesin Marmara.
May 19th, 2010 at 12:02 am
ellerinle soyle bir silersin o ciziklerin ustundeki su birikintisini. yagmur dualarinin karisinda nefes almaya devam etsin istersin o cizikler, sen halen oradayken. gozlerini kaparsin.
yagmur belki siddetlenecek. icine isleyecek. belki ruzgarin etkisiyle o lalelerden biri kopup, yanina ucacak. sanki bir seyler anlatmaya calisiyormuscasina… kafani kaldirdiginda sahilde ufak bir tekne gorsen, yine isteyeceksin belki alip goturmek cizikleriyle, kiriklariyla. kaptani olmak o teknenin, isteyebilecegin bir sey olacak. uzaklasmak istersin, daha fazla yagmur ve ruzgarla karsilasacagini dusunmeden.
sonra gozlerini acarsin. yagmur belki durmustur belki durmamistir. ama orada oturmaya devam etmek istersin, en azindan iki kadeh bir sey icecek vakit gelene kadar. sonra bakarsin oyuklara, ciziklere, rengi koyulasmis harflerine. kabarmistir yuzeyi. daha gercek ve samimi gelmeye devam eder boylesi. pastel renkli kanepenin icine gomulmus, yumusak minderiyle kaykik bir munasebettense, boyle bir seye taniklik ettigin icin mutlu hissedersin kendini. boylesine tek tarafli bir mutluluktan sucluluk duymayi umursamadan. mutlusundur, asagiya baktiginda gorebilecegin ve kendini gunesi yerine koyabilecegin bir izmarit galaksisine sahip degilsindir cunku. yildizlar pek ulasamayacagin seylerken ve bu bakimdan genelde mutsuzluk verirken, sen en azindan on an icin guzel bir seyin atmosferindesindir.
May 20th, 2010 at 12:09 am
Eline bulasan yagmur suyunu koklarsin. Ahsapla karismis nem kokusu gibi. Tanidik geliyor o bilindik yesil agacliklardan. Kulaklarini muzikle tikayip nirvanaya ulastigini sandigin o golgelik huzurdan. Soyle bir yuzune surersin ellerinin islakligini. Cok onceleri kesfetmissin; yagmuru ve topragi teninde hissetmek, yeniden canlanmaktir diye. Yagmurda islanmis ayakkabilarini cikarirsin, uzerine bastigin topragi duymak icin. Karsidaki tekneden kendini gordugunu hayal eder, kendine imrenirsin. Bulutlarin arasindan sizan yildizlarin aydinliginda parildayan mutluluktur gordugun. Cizikler, yagmur ve bank. Dusunursun. Ayaklanabilir mi o bank? Yuzebilir mi seni sirtlayip sorumluluk dugusunun yaratilmadigi bir yerlere?
May 24th, 2010 at 1:16 am
bankin sirtinda denizlere acilirken, sana slowdive-altogether’i mirildaniyor gibi gelir. yanindaki iki icki sisesine bakarsin. bir tanesi hic acilmamistir. digeri ise hic bir zaman bitmemektedir. icersin, icersin, bitmez. kapagini hafif acik birakirsin. yine de akip gitmez. ustundeki etiket neredeyse tamamen yirtilmis, silinmistir. baskasina tanidik gelmese de, sen bilirsin icinde ne oldugunu. acmazsin diger siseyi. ayni sisenin icinde calkalanmis tatlari ister bunyen hep. yenilen der belki sana yanindan gecmekte olan dalgalar. ama senin icin en guzel yenilik, o kokudur… o calkalan sisenin kapagini actiginda hissettigin yeni ama bir o kadar da bilindik olan koku. o kadar uzun suredir seninledir ki o sise, istemezsin yeniden tatmak ilk andaki tadini. bu yuzden acmazsin diger siseyi. cunku onun dalgali sularda nasil bir tat verecegini tahmin edemezsin. yine tanidik olana sarilir, tanimadik bir sarhosluk pesinde kosarsin. sisenin icindeki de yardimci olur sana… bilirsin ama hissetmezsin sirtinda yuzdugun o bankla birlikte derin sulara agir agir batmakta oldugunu. gozlerini kapatirsin tam bu anda. bulanik gitar rifleri, havada isik huzmeleri seklinde ilerleyen synth melodileri, agir agir yukselmektedir. gozlerin kapali olsa da, goz kapaklarinin arkasina vuran, ortami sepyalastiran bir gunes varmis gibi gelir, o karanligin icinde. agirdan daha da derine inersin o cizikler ve sevdigin diger seyleriyle. derinlik sarhoslugu da gelir arkasindan.
May 25th, 2010 at 12:36 am
Sisedeki abu hayat mi seni boyle derinlige ceken. Sinirlerini gevsetip, duz cizgide zig zaglar cizdiren. Yoksa dalgalar mi? Yosun kokusunu pompalarcasina yuzune carpan serpintiler mi? Slowdive’in seni besige oturtturmus gibi ritm tutan Altogether’i mi yoksa. Belki de hepsi. Yada hicbiri. Sen zaten o sarhoslukta geldin dunyaya. Dunyevi yasam sacmaliklarinin bastirdigini o sisede buldugunla asilestiriyorsun. Artik denizdesin. Evin gibi hissettiren dalgalarin ustunde. Islaksin. Aklindan gecmis, gececek ve gecmekte olan binbir tilkiyle tutunuyorsun sikica artik nemden yumusamaya baslamis ahsap kenarlara. Nasil bir alem bu? Yoksa uyuyor musun dusuncelerinin icinde. Hani Catherine Wheel – Texture’da diyor ya guvenli kiyilar diye. Aslinda o kiyidan hic cikmadin mi sen hic yoksa? Hem kiyidasin hem denizde. Hem dusunuyorsun hem uyusmus tum algilarin. Sadece o sise ve artik son yudumunu almak uzere oldugun bulaniklik var bugulu gurultunun arasinda algilayabildigin. Su ve ahsap var bir de hislerine bir kacak gibi sizmis olan. Hic bu kadar keyif almamistin esintilerden. Iste su koyu dondugunde yakamozu bile goreceksin belki de. Hic ayilmasan keske.
May 26th, 2010 at 2:39 am
“…Benches are nice. They don’t breathe.” baska turlu olmasi kotu olurmus. bu yukarida yazilanlardan sonra soyleyecek cok seye ihtiyaci olurdu. guneste kurudu, yagmurda curudu, bir tarafi kirildi belki kalbi de, ustu cizildi, cildi kabardi, suya atildi… bunlarin hic birinde yalniz degildi ama. banklar sansli bence.
June 1st, 2010 at 12:46 am
Banklar sanslilar. Hem de sanssizlar. Nefes alamadiklari icin. Bu maceranin icinden bir obje olarak sizip gecmek. Sahibini terk etmeyen sadik kopekler gibi. Tam insanoglunun kalemi. Cok severiz sadik olanlari. Ama neler kacirirlar sadik olmakla mesgul iken onlar. Tuzlu suyun puskurttugu serpintinin serinligini kaciran bank gibi. O da belki kanatlanmak isterdi yandasiyla. Sahibini beklemek yerine. Hissederdi hayati ne guzel.